5 Aralık 2011 Pazartesi

Denizli'de kaliteli işler.

Gelişen teknoloji ve bilgisayarlara olan ihtiyacımız neticesinde, notebook (laptop) ihtiyacı hemen hemen herkeste hasıl oluyor.

Her normal insan gibi benimde notebook'um var.

Geçen hafta içerisinde bilgisayarım durup dururken arızalandı. Akşam kapattım sabah açtığımda açılmıyordu diye klasik bir arıza vardır ya işte aynen öyle bir arızaydı benimkisi.

bunun üzerine notebook'umu elime alıp, PTT arkasındaki notebook tamir dükkanlarını dolaşmaya başladım.

genelde işletmelerinin tabelalarına veya iş yeri içerisindeki düzene göre yargılamam ancak bazı "dükkanlar" daha siz içeri girer girmez size çok daha sıcak gelir.

işte benimde notebook'umu götürdüğüm denizli notebook servisi'de aynı böyle bir yerdi.
gerek personelinin bilgisi gerekse iş kalitesi yönünden çok çabuk şekilde, sorunu tespit edip, çok ta makul bir fiyata sorunu giderdiler.

kendilerine buradan teşekkür etmeyi bir borç bilirim.



4 Ekim 2011 Salı

Üst yapı çalışması ve bizden götürdükleri

Denizli'de üst yapı çalışması...

yazacak o kadar şey varken ben ufak bir iki şey paylaşacağım.
kış geldiği için artık bol bol yazabilirim burada.

Malum üst yapı çalışması hala bitmedi.
biten yerlerdeki karo taşlarıda farklı sebepler ile sökülüp güzelim düz ve nezihleştirilmiş yollar tekrar pancar tarlası kıvamına geliyor.

üst yapı çalışması hala bitmedi demiştim ya, bitecek gibi de durmuyor, İşin ehli olan firmaların ivedi şekilde bitirdiği caddeler (bkz: Pelitlibağ ve çevresi, yada sanayi bölgesi) örnek teşkil ederken, gereksiz yere birbirlerini mahkemeye veren inşaat firmaları yüzünden aksayan üst yapı çalışmalar(bkz: mehmetçik mahallesi)

Yaşayan bir şehrin bir ucundan girip tüm alt yapıyı elden geçirip birde üzerine üst yapı yapmak her babayiğidin hakkı değildir. bu yorumumu olaya siyasi gözle bakmadan okursanız bana hak vereceksiniz. Zira bu çalışmalardan önce ve sonra denizli'de nelerin değiştiğini az çok bilecek kadar denizlide yaşıyorum.


Bu yapı seferberliğinin yapılması şarttı ancak burada oy kullanan, çevre temizlik vergisini veren, belediyeye olan borçlarını aksatmadan ödeyen bir birey olarak içime sinmeyen çok şey var.

öncelikle, alt yapı ile düzenlenen logarların ve künklerin üzerleri sanki bir daha örtülmeyecekmişcesine betonlanarak taş döşendi yada asfaltlandı.
Biz hep avrupaya temizliği öğretmemizle övünürüz ya hani ? 13.yy'da biz dağa taşa sıçarken adamların şehirlerinin altlarında kanalizasyonları tünelleri vardı. (buralarda geçen onlarca dönem romanı yazabilirim buraya).

yapılan alt yapı ile birlikte şehrin altı ilerideki durumlarda daha yararlı olması adına, büyük tüneller ile döşenemez miydi ? büyüğü geçtim küçük tüneller ilede olur.

Künk ve logar sistemi bu iş için diyebilirsiniz ancak sizi eski kınıklı yolu dedikleri, mehmetçik mahallesini demokrasi meydanına bağlayan ve tiyatro minübüslerinin geçtiği yolda yürümeye davet ediyorum. Logar kapağından yerde yürüyecek asfalt yok.

özetle, yarın ekstra teklonojilere sağlanacak altyapı hizmetinide düşünerek bir çalışma yürütüldüğünü zannetmiyorum.

bir diğer kısım.
aslında şehrin nimetlerinden faydalanmak isteyen her sıradan vatandaşın yaptığı gibi şuan yazacaklarım özünde beni çok ilgilendiren şeyler değil. ama anlattığım şeyler yine anlatacağım şeylerin sonunda bahsedeceğim ütopyaya ulaşabilse tadından yenmez.

Pamukkale'yi bilmeyeniniz yoktur,
Tavas'ıda bilmeyeniniz yoktur, hatta çal'ı, acıpayam'ı bilmeyende yoktur.
elbette denizli içerisinde yaşayanlar için söylüyorum.

denizli'de yeri kazdığınızda su çıktığını biliriz, en yakın höyük veya benzeri tarihi eserin 2-3 km uzakta olduğunu biliriz, hatta etrafımızda yada ailemizde denizli ve çevresindeki gömü, hazine veya defineleri arayan birileri yada o birilerini tanıyan başkaları mutlaka vardır. böylesine tarihi zenginlikleri içerisinde barındıran bir şehrin bir ucundan diğer ucuna kadar komple kazıp üst ve alt yapı döşerken hiç mi tarihi eser çıkmadı da hiç bir inşaat ve çalışma aksamadı? benim merak ettiğim husus bu.

ha çalıştığım yerin yada oturduğum evin karşısında selçuklu dönemine ait bir kemer yada galeri bulunsaydı ve evimin önü senelerce kazı yapmak için kapatılmasaydı, ben ona karşı çıkardım. ama orada bir şeylerin olduğunu bilirdim.

özetle denizlide bir üst yapı çalışması yapıldı, bizden çok şey gitti, bir çok şey'inde üstü örtüldü.


bitti.

23 Ekim 2010 Cumartesi

Birol GÜVEN, DENİZLİ köy'ünün muhtarına vali diyorlar.

Başlıkta zincirleme tamlamalar silsilesi kullanınca daha entel bir hava alıyor yazılar yada bana öyle geliyor...

Bu gönderi Birol GÜVEN'e yarı saydam mektuptur.

Malumunuz 7 yıl (yazıylan yedi sene ) aradan tekrar çekilen Çocuklar Duymasın Dizisi perşembe akşamları yayınlanıyor. Perşembe akşamları ekran başındaki bizlere sanal masturbasyon yaptıran ve olayları yalnış şekilde aktaran kurtlar vadisi pusu dizisi yerine bende birol GÜVEN'nin remake dizisi olan çocuklar duymasın'ı izliyorum.(ne sandın hep belgesel izleyecek halimiz yok ya)

Dizinin senaryosu gereği evin büyük kızı gönlünü egeli bir genç delikanlıya kaptırır, ardından işi ciddiyete bindirmek isterler aileler tanışır falan filan.

burada aslında az önce bok attığım kurtlar vadisi pusu dizisindeki gibi bir bilinç altı mesaj gönderimi yok değil, "bir kızın ilk tanıştığı erkek ile evlenmesi gerektiği" gibi. aynı dizinin daha önceki bölümlerinde ramazan süreci boyunca haluk tarafından iş yerindeki (ileride kesin gay çıkar) bir elemana yüklenmesi oruç tutmadığı için onu cani gaddar düşüncesiz olarak göstermeye çalıştığı'da ekşi sözlükte ilgili başlık altında işlenmişti.

işte mevzu bahis ekşi sözlük entrysi
öncelikle, vurmayın: yemin ederim ki tamamen kendi kontrolüm dışında birkaç dakikasına maruz kaldım bu dizinin.

dikkatimi çeken ise şu oldu: tam stv'ye.. aman, pardon, atv'ye layık bir dizi haline gelmiş. nasıl ki stv dizilerinde başörtülüler mutlak iyi, kötüler ise mutlaka başı açık oluyorsa, çocuklar duymasın'ın ramazan ayının ilk gününü konu edinen bu bölümünde de, oruç tutmayan piç kılıklı bir herif önce ofisin içinde 'şuursuzca' sandöviç yemeye başlıyor (neyse ki türk örf ve adetlerinin yılmaz savunucusu, göğsü iman dolu taş fırınımız halukumuz kendisini münasip bir şekilde uyarıyor), sonra paragöz bir şekilde şirketin dağıtacağı ramazan sepetlerinin faturalarının çıkartılması gerektiğini belirtmekle kalmıyor, bir de şirkette çalışan çaycıları işten çıkartarak çay masraflarını yarıya indirmekle ne kadar da güzel bir işe imza attığını göğsünü gere gere söylüyor. valla elinde bir viski bardağı eksikti, dinsiz imansiz piç herif.

ayrıca gerçek hayatta bir zamanlar yemek programı sunan kadın dizide ciddi ciddi yemek tarifi verdi lan.

buda linki : http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=19988433


ben olayın bize diretilen bilinç altı mesajlar kısmında değilim aslında
Dizideki damat adayı (bildiğin damat) Denizlili. Haliyle dünürler (damat'ın anası ve babası) denizli'de yaşayan insanlar.

iki farklı kültürün bir araya gelmesi ve bu birlikteliğin çocukların mutluluğu için iyi geçmesi gerektiğine dair mizahi göndermeleri ilk düşünen kişi birol GÜVEN değil elbette. Holivut sinemasında bile bu tür filmleri izleyip gülmüşlüğümüz var.


Dizide iki aile birleştikten öncesi ve sonrasında aileler arasındaki kültür ve çevre farkları meltem'in ağzından yaşanan şehirler karşılaştırılarak anlatılmaya çalışılmış ancak zahmet edilipte bir araştırma yapılmadan anlatılmış.

Denizli'de sinema tiyatro veya opera'nın olmaması ama istanbulda olmasından tutunda, denizli'nin köy olupta ama istanbul'un metropol olmasına kadar bir yelpaze içerisinde bu karşılaştırma sürüp giderken diğer tarafa denizli'den gelen kız isteme heyetine yapılan surat ve mimik ifadeleri ile sanki onlara üzerlerinde uranyum olan radyoaktif madde izlenimi verilmiş. Ben bu art niyet insanı değilimdir ama ikili ilişki durum komedilerinde bir tarafın diğerini aşağılaması neticesinde ortaya çıkan mizah anlık olarak güldürmekten öteye gitmez. her yedi senede bir gözümüze sokulmadıktan sonrada hatırlanmaz.

Bu dizi içerisinde 7 sene öncesi veya 7 sene sonrasında bir kere bile opera veya tiyatro sahnesi yokken, hiç bir karakterin bir kere bile tiyatro'ya gitmişliği yokken, yine aynı şekilde doktorların,kurumların, hastanelerin (göz ameliyatı falan filan) aşı haftaları,spor mücadeleri, derbi maçları,takım ürünleri satan mağazalar ve sorumluluk projeleri gibi sosyal olayların dizide viral kampanyası yapılırken bir kere bile dünyaca ünlü şu opera şu hafta boyunca sahne alacak yada dünyaca ünlü şu oyun perdelerini şu gün açacak denmemişken karakterlerden birisinin denizli'de yaşama ihtimaline karşın ama orada opera yokki denmesi bana biraz itici geldi be birol GÜVEN. Ha bana birisi çıkıpta haluk'un babasını oynayan sanatçı aslında operacı derse fena küfrederim.

Bahsi geçen gelin karakteri, evin içinde topuklu ayakkabılar ve mini etek ile dolaşıp çok ağır makyaj yapan, yemek seansları dışında odasından çıkmayan bir tip. Dizinin hiç bir dış sahnesinde bulunmayan bir karakter. -- yeri gelmişken benim hatırladığım tek dış sahne ailecek bir kebapçı'ya gittikleri (kebapçıda taverna havasında bir yerdi) varın siz düşünün ailenin kültür patlamasını-- Bu karakteri sanki bir opera ve tiyatro bağımlısı gibi göstermek sonrada gitme ihtimali olan bir ilde ama bunlar yokki demek (var arkadaşım denizlide amatör tiyatro grupları, konservatuvar ve sosyal bir ortam var) abesle iştigaldir. Belden aşşa mizahdan daha aşa bir mizah türüdür.
Ha karakteri oynayan oyuncunun yetenek belirtisi göstermesi hatta gelecek vaad ediyor olmasına laf etmedim dikkat ederseniz. (güzel kız <3<3<3<3)

Meltem karakterinin ettiği laflar canımı sıksada başlarda ben birol GÜVEN'nin tüm egeyi denizli'den ibaret sandığına dair bir izlenime kapıldım. Zira bir ara zeytin bahçelerinden bahsetip sonra kordonda rakı içmenin cemiyetinden dem vuruldu. Şöyle düşündüğünüzde zeytin bahçeleri aydın ilinde, kordon malum izmirde, zannedersem birol GÜVEN tam egeli bir karakter kümesi oluşturup bu kümeyide denizli merkezine oturtmaya çalışmış ama keşke biraz araştırma yapsa iyiymiş. (yapmışsa bile yetersiz gelmiş.)

elbette konu bir çok mecrada kendine yer bulmuş.
http://www.facebook.com/photo.php?fbid=456381568023&set=a.111657658023.96968.62419938023&comments adresinde insanlar tepkisi dile getirirken twitter'da @birolguven mentionlarında bir çok sitem mevzu bahis.

Hatta birol GÜVEN kendi resmi twitter alanında şöyle bir şey söylemiş.
"Denizli'li köylüler, lütfen bana ulaşın bu yaz düğün yapacağız sizin orada. Denizli sosyetesini de çağırmayacağız"
http://twitter.com/birolguven/statuses/28395321975

bunu yazan bir adamın önüne türkiye sosyal haritasını alıp bir incelemesi gerekir diye düşünüyorum.Kaldı ki "denizli'li köylüler" lafına takıldım kaldım arkadaş ne demek yahu bu laf. Denizli'lere seslenmek için neden denizli'li köylüler lafı kullanılır ki ? birol bey lütfen twitlerinizie aynı senaryolarınızı yazdığınız gibi kaliteli yerlerlerden esinlenerek yazın o zaman belki ne demek istediğiniz anlaşılabilir.

16 Ekim 2010 Cumartesi

100 Yılın En Yalan Altyapı Projesi

Denizli Belediyesi üç senedir yağmur suyu, içme suyu ve kanalizasyon ile alakalı bir altyapı yatırımına ve yapımına başlamıştır. Ayrıntıları aşağıdaki gibidir;

“Oy için değil, İnsan için Yola Çıktık”

Şimdiye kadar seçilenlerin tam tersine altyapıya cila değil, neşter vurduk. Cumhuriyetin kuruluşundan, 2004 yılına kadar yapılan altyapıdan daha fazlasını 3 yılda yaptık. Bu süre içerisinde 5.2 milyon YTL (20 KM) içme suyuna, 13,5 Milyon YTL (82 KM) Kanalizasyona, 15.5 Milyon YTL (24 KM) yağmursuyu drenaj kanallarına harcadık. Toplamda 34,2 Milyon Dolar altyapı harcamasını 3 yılda gerçekleştirdik. Bu süre içerisinde harcanan para ile 105 bin metreküp beton ve 10 bin 500 ton demirle yerüstüne 3000 konut yapabilirdik. Ama yağmurda yollar kapanır, evleri de su basardı.

Asıl altyapı çalışması ise 2007 sonunda devreye sokacağız. Şimdiye kadar hiç kimse oy kaygısıyla altyapıya kazma vuramadı. Ama biz oy kaygısı yaşamadan, bu adımı atacağız. Dünya bankasından alınan 30 Milyon Euro’yu kullanılarak, Denizli’nin kanayan yarası durumuna gelen içmesuyu ve kanalizasyon şebekesinin temeli atılacak. 2009 yılına kadar ise 100 Milyon YTL’lik altyapı yatırımı tamamlanacak. Denizli’nin 50 yıllık geleceğinden altyapı kelimesini sileceğiz. Kaynak: http://goo.gl/61yC


Diye duyurusu yapıldı ve çok büyük iş yaptıklarının altını defalarca çizerek sözleri projelerinin boyutunu aştı.

Fakat daha dün ak ile kara ve it iziyle at izi bir birinden ayrıldı. Projenin günlerce bittiğinin duyurusunu billboardlarda ve gazetelerde yazıldı. Fakat Dün yağan sağnak yağmur sonrası şemsiyeyle 200 metre yol gittim geldim sadece 2 kez karşıya geçtim bir donumun ıslanmadığı kaldı.

Bu nasıl yağmur suyu projesidir ki sokaklar ve caddelerde halen 5 cm su toplanıyor.

Altyapı yapmak demek boruları döşemekten mi ibarettir ?

Yolları yamayarak dengesiz bir yüzey oluşturarak çukurlar ve göletler oluşmaması için neden önlem alınmıyor yada bu konular hesaplanmıyor?

Projenin planları yapılırken "boruları döşeriz döşediğimiz yere yama yaparız geçeriz" diye eksik ve vatandaşı düşünmeden imzaları mı attınız?

Üç senedir zaten rezillikler içinde yollarda yürüyoruz sayın belediye başkanı makam aracından insin de yağmur sonrası sokaklarda bir yürüsün bakalım ayakkabı ve pantolonu ne duruma gelecek. Siz insansınız da biz domuz muyuz? Çamur ve su deryasında yüzelim.

Üç senedir proje bittikten sonra alt yapı sonrası düzgün bir biçimde asfalt dökümü yapılacağı konusunda teminat vermemiş miydiniz? Bu teminatlar YİNE Sözde mi kaldı?

Anlaşılıyor ki projeler ne kadar büyük olursa olsun amaç vatandaşın gözünü boyamaktan ibaret. Mühendislik ve teknik konularda eksiklikler umursanmıyor. Vatandaş nasılsa cahil bu teknik konuları umursamaz.

Vatandaş çamur deryasında yüzerken makam arabalarınızdan vatandaşın halini elbet anlamazsınız.

Demokrasi güçlendikçe sizden bunların hesabı elbet sorulacak sadece yolsuzluklar için değil yaptığınız yanlış projeler için dahi yargılanacaksınız... O günleri iple çekiyorum.